Anlaşılmak,
İyileşmenin
İlk Adımıdır.
Duygularınızı keşfetmek, zorluklarla başa çıkmak ve daha sağlıklı bir yaşam sürmek için güvenli ve yargısız bir alanda, size özel terapi desteği.

Hakkımda

Merhaba, ben Klinik Psikolog Büşra Gizem Genç.
Yeditepe Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümünden mezun oldum. Ardından Üsküdar Üniversitesi'nde Tezli Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programını tamamlayarak 2019 yılında "Klinik Psikolog" unvanını aldım. Yüksek lisans tez çalışmamı "14–17 Yaş Arasındaki Ergenlerin Psikolojik Sorunları ile Aile Denetimi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" üzerine tamamladım.
Mesleki yolculuğuma çocuklar, ergenler ve ailelerle çalışarak başladım. Eğitim sürecimde Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi gibi çeşitli kurumlarda sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Lisans eğitimimin ardından bir süre özel bir okulda psikolog olarak görev yaptım. Yüksek lisans eğitimim sırasında ise NP Feneryolu Polikliniği ve NP Ümraniye Beyin Hastanesi'nde klinik çalışmalar yürüttüm ve stajlarımı tamamladım.
Uzmanlık alanlarım ve uyguladığım terapi yöntemleri arasında Bilişsel Davranışçı Terapi, Deneyimsel Oyun Terapisi ve Şema Terapi bulunmaktadır. Ayrıca WISC-IV Zekâ Testi (Türk Psikologlar Derneği), Moxo Dikkat Testi, yetişkin objektif testler ve MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri) gibi testlerin uygulayıcı sertifikalarına sahibim.
Türk Psikologlar Derneği (TPD) üyesiyim. KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı) ve TOÇEV gibi vakıflarda gönüllü psikolog olarak çalışmalar yürüttüm. Danışanlarıma güvenli, kabul eden ve yargısız bir terapi ortamı sunmayı önemseyerek; yaşamlarındaki güçlükleri anlamalarına, duygularını düzenlemelerine ve daha sağlıklı bir psikolojik iyi oluşa ulaşmalarına eşlik etmeyi amaçlıyorum.
Çalışma Alanlarım
Her yaş grubunun ihtiyaçları ve gelişimsel süreçleri farklıdır. Size en uygun desteği sunmak için özelleştirilmiş yaklaşımlar kullanıyorum.
Yemek seçiciliği ve beslenme problemleri
Tuvalet eğitimi ve alt ıslatma
Dikkat ve konsantrasyon sorunları
Okula başlama süreci ve okul fobisi
Boşanma sürecinde çocuk desteği
Kardeş kıskançlığı
Yas ve travma sonrası destek
Gece korkuları ve uyku problemleri
Ayrılık kaygısı, korkular ve kaygılar
Tırnak yeme, saç koparma (trikotillomani)
Saldırganlık ve öfke kontrolü
Davranışsal sorunlar ve müdahale
Cinsel kimlik ve cinsellik eğitimi üzerine danışmanlık
Akran ilişkileri ve sosyal beceriler
Beden algısı, benlik saygısı
Kimlik gelişimi ve ergenlik dönemi zorlukları
Riskli davranışlar
Kurallara uymama ve otorite ile çatışma
Öfke kontrol problemleri, agresif davranışlar
Özgüven eksikliği ve yetersizlik duyguları
Sınav ve performans kaygısı
Kaygı bozuklukları, panik atak
Depresif duygu durum ve içe kapanma
Bilişsel çarpıtmalarla çalışma (BDT temelli)
Yeme davranışı ve duygusal yeme
Obsesif düşünceler ve takıntılı davranışlar
Mükemmeliyetçilik ve aşırı kontrol ihtiyacı
Sağlıklı sınır koyma
Yaşam geçişleri ve uyum sorunları
Travma sonrası stres belirtileri (TSSB)
Bağlanma stilleri ve döngüler
İlişki ve çift problemleri
Stres yönetimi ve tükenmişlik (burnout)
Depresyon ve duygu durum bozuklukları
Kaygı Bozuklukları (genel, sağlık, panik)
Blog
Faydalı BilgilerYaz Tatili Başladı: Çocukların Gerçekten Neye İhtiyacı Var?
Okulların kapanmasıyla birlikte birçok evde benzer bir soru gündeme gelir: “Şimdi ne yapmalıyız?” Bazı aileler yaz tatilini tamamen derslerle doldurmak ister. Eksikler kapansın, yeni döneme hazırlık yapılsın, çocuk düzenini kaybetmesin diye tatil programı yoğunlaşabilir. Bazı aileler ise “Nasıl olsa tatil” diyerek tüm düzeni bırakabilir. Uyku saatleri değişir, ekran süresi artar, günlük rutinler tamamen ortadan kalkar. […]
Okulların kapanmasıyla birlikte birçok evde benzer bir soru gündeme gelir: “Şimdi ne yapmalıyız?”
Bazı aileler yaz tatilini tamamen derslerle doldurmak ister. Eksikler kapansın, yeni döneme hazırlık yapılsın, çocuk düzenini kaybetmesin diye tatil programı yoğunlaşabilir. Bazı aileler ise “Nasıl olsa tatil” diyerek tüm düzeni bırakabilir. Uyku saatleri değişir, ekran süresi artar, günlük rutinler tamamen ortadan kalkar.
Oysa çocukların çoğu zaman ihtiyacı olan şey bu iki uçtan biri değildir. Yaz tatili, ne sadece ders çalışmak için vardır ne de tamamen sınırsız bir boşluk anlamına gelir. Çocuklar için en sağlıklı olan, dinlenme ile öğrenmenin dengede olduğu bir yaz sürecidir.
Yaz Tatili Sadece Akademik Bir Ara Değildir
Çocuklar okul döneminde yalnızca derslerle değil, kurallarla, zaman baskısıyla, sınavlarla, sosyal ilişkilerle ve beklentilerle de baş etmeye çalışırlar. Bu nedenle yaz tatili, onların yalnızca bedensel olarak değil, duygusal olarak da dinlenmeye ihtiyaç duyduğu bir dönemdir.
Bu dönemde oyun oynamak, sıkılmak, hayal kurmak, yeni şeyler denemek ve aileyle keyifli zaman geçirmek çocuğun gelişimi için oldukça değerlidir. Çünkü çocukluk yalnızca akademik başarıdan ibaret değildir. Merak etmek, keşfetmek, hareket etmek ve kendi ilgi alanlarını fark etmek de gelişimin önemli parçalarıdır.
Peki Dersler Tamamen Bırakılmalı mı?
Elbette akademik becerilerin tamamen bırakılması da bazı çocuklar için yeni eğitim yılına geçişi zorlaştırabilir. Ancak öğrenmeyi sürdürmek, mutlaka saatlerce masa başında oturmak ya da yoğun test çözmek anlamına gelmez.
Bazen birlikte kitap okumak, kelime dağarcığını destekler. Bir yemek tarifi denerken ölçüleri hesaplamak, matematik becerilerini canlı tutar. Markette alışveriş yaparken küçük hesaplamaları çocuğa bırakmak, günlük yaşam içinde öğrenmeyi sağlar. Bir gezi sırasında gördüklerini anlatmasını istemek ise gözlem, ifade ve düşünme becerilerini güçlendirir.
Yani öğrenme yalnızca okul sıralarında gerçekleşmez. Günlük yaşamın içinde, oyunla, sohbetle ve deneyimle de devam eder.
Ekran Süresi Konusunda Denge Önemlidir
Yaz tatilinde ailelerin en çok zorlandığı konulardan biri de ekran süresidir. Okul dönemindeki yoğunluk azalınca çocuklar telefon, tablet, bilgisayar ya da televizyonla daha fazla zaman geçirmek isteyebilir.
Burada amaç ekranı tamamen yasaklamak değil, sağlıklı sınırlar oluşturmaktır. Çünkü sınırsız ekran kullanımı çocuğun uyku düzenini, dikkatini, hareket ihtiyacını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle ekran süresi konusunda net ama uygulanabilir kurallar belirlemek önemlidir. Gün içinde hareket, oyun, kitap, aile zamanı ve sorumluluklar için de alan açıldığında çocuk ekranla daha dengeli bir ilişki kurabilir.
Çocukların Sıkılmasına da İzin Verin
Birçok ebeveyn çocuğu sıkıldığında hemen bir etkinlik bulma ihtiyacı hisseder. Oysa sıkılmak her zaman kötü bir şey değildir. Hatta çocukların yaratıcılığı çoğu zaman sıkıldıkları anlarda devreye girer.
Sıkılan çocuk yeni bir oyun kurabilir, resim yapabilir, bir şeyler tasarlayabilir ya da kendi başına zaman geçirmeyi öğrenebilir. Bu nedenle yaz tatilinin her anını planlamak yerine çocuğa serbest zaman alanı bırakmak da önemlidir.
Çünkü çocukların yalnızca yönlendirilmeye değil, kendi iç dünyalarıyla temas etmeye de ihtiyaçları vardır.
Yaz Tatili Duygusal Bir Hazırlık Sürecidir
Yeni eğitim yılına hazırlanmak yalnızca eksik konuları tamamlamakla olmaz. Çocuğun dinlenmiş, merakı canlı, özgüveni desteklenmiş ve motivasyonu korunmuş şekilde okula başlaması da en az akademik hazırlık kadar önemlidir.
Bu nedenle yaz tatilinde çocuğunuzla kurduğunuz ilişki, birlikte geçirdiğiniz zaman ve ona sunduğunuz güven duygusu çok değerlidir. Sadece “Ne kadar çalıştı?” sorusuna değil, “Bu yaz nasıl hissetti?” sorusuna da dikkat etmek gerekir.
Çünkü iyi geçirilmiş bir yaz tatili, çocuğun yalnızca bilgilerini değil, duygusal kaynaklarını da güçlendirir.
Sonuç: En İyi Tatil Dengeli Olandır
Yaz tatili çocuklar için dinlenme, oyun, keşif ve öğrenmenin bir arada olabileceği değerli bir dönemdir. Bu süreçte ne tamamen ders odaklı bir program ne de tüm düzenin kaybolduğu sınırsız bir boşluk çocuk için ideal değildir.
Bazen küçük bir rutin, kısa bir okuma saati, birlikte yapılan bir etkinlik ve bolca serbest oyun yeni dönem için en sağlıklı hazırlık olabilir.
Unutmayın; çocukların yeni eğitim yılına sadece bilgiyle değil, dinlenmiş, merakı canlı ve duygusal olarak güçlenmiş şekilde başlamaya da ihtiyacı vardır.
Çünkü bazen iyi geçirilmiş bir yaz tatili, yeni eğitim yılına yapılan en güzel hazırlıktır.
Sınav Kaygısı ve Aile Desteği
Sınav dönemleri yaklaştıkça evdeki gündem değişebilir. Sofrada, arabada ya da telefon görüşmelerinde benzer konular konuşulmaya başlar. Zamanla herkesin zihnini aynı konu meşgul eder: yaklaşan sınav. Bu süreç yalnızca öğrenciler için zor değildir. Aileler de endişe, belirsizlik ve beklenti duygularıyla baş etmeye çalışır. Bu nedenle sınav dönemi, evin genel havasını etkileyebilir. Çoğu zaman fark edilmeden eve […]
Sınav dönemleri yaklaştıkça evdeki gündem değişebilir. Sofrada, arabada ya da telefon görüşmelerinde benzer konular konuşulmaya başlar. Zamanla herkesin zihnini aynı konu meşgul eder: yaklaşan sınav.
Bu süreç yalnızca öğrenciler için zor değildir. Aileler de endişe, belirsizlik ve beklenti duygularıyla baş etmeye çalışır. Bu nedenle sınav dönemi, evin genel havasını etkileyebilir.
Çoğu zaman fark edilmeden eve görünmez bir duygu yerleşir: kaygı.
Sınav Stresi Her Zaman Çalışma Eksikliği Değildir
Birçok öğrenci bu dönemde benzer sorularla uğraşır:
“Ya unutursam?”
“Ya emeklerim boşa giderse?”
“Ya istediğim sonucu alamazsam?”
“Ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?”
Aslında bu düşünceler her zaman bilgi eksikliğinden kaynaklanmaz. Bazen kaygı çok yükseldiği için zihin yorulur. Böyle anlarda dikkat azalabilir, odaklanmak zorlaşabilir ve öğrenci bildiği konularda bile hata yapabilir.
Bu yüzden sınav dönemindeki her zorlanmayı “yeterince çalışmadım” diye yorumlamak doğru olmayabilir. Çünkü bazen sorun eksik bilgi değil, zihinsel yükün fazla olmasıdır.
Çocuklar Beklentilerle de Mücadele Eder
Sınav yaklaştıkça aileler iyi niyetle daha fazla konuşmaya başlayabilir. Netler, denemeler, hedefler ve gelecek planları sık sık gündeme gelebilir.
Fakat bu konuşmaların arasında önemli bir soru unutulabilir:
“Nasılsın?”
Çünkü çocuklar sadece sınava hazırlanmaz. Aynı zamanda beklentilerle de baş etmeye çalışırlar. Bazı öğrenciler için asıl baskı sınav salonunda değil, kendi zihinlerinde yaşanır.
“Ya ailemi mutlu edemezsem?”
“Ya beklentileri karşılayamazsam?”
“Ya başarısız olursam?”
Bu tür düşünceler zamanla performans kaygısını artırabilir. Bu nedenle öğrencinin yalnızca çalışma düzenine değil, duygusal durumuna da dikkat etmek gerekir.
Kaygıyı Artıran Cümleler
Sınav döneminde söylenen cümleler, öğrenciler üzerinde güçlü bir etki bırakabilir. Bazı sözler motive etmek için söylense de baskı gibi hissedilebilir.
Örneğin:
“Bu sınav hayatını belirleyecek.”
“Bu kadar çalıştıktan sonra kötü yapamazsın.”
“Artık son şansın.”
Bu cümleler çocuğun zihninde tehdide dönüşebilir. Sonuç olarak kaygı artabilir ve öğrencinin kendini daha çaresiz hissetmesine neden olabilir.
Güven Veren Cümleler Daha Destekleyicidir
Buna karşılık bazı cümleler öğrencinin kendini daha güvende hissetmesine yardımcı olur.
Örneğin:
“Elinden geleni yapman yeterli.”
“Bu süreçte gösterdiğin emek değerli.”
“Sonuç ne olursa olsun sen benim için değerlisin.”
Bu tür cümleler psikolojik yükü azaltabilir. Ayrıca güven duygusu arttıkça kaygı da azalabilir. Kaygı azaldığında ise öğrenci bildiklerine daha kolay ulaşabilir.
Başarı ve Değer Aynı Şey Değildir
Sınav dönemlerinde en sık unutulan gerçeklerden biri budur: başarı ve değer aynı şey değildir.
Bir sınav sonucu, öğrencinin belirli bir gündeki performansını gösterebilir. Ancak bu sonuç, onun değerini belirlemez. Ne kadar zeki, sevilebilir ya da önemli olduğunu göstermez.
Yetişkinler için bunu bilmek kolay görünebilir. Fakat birçok genç bunu gerçekten hissetmekte zorlanır. Bu yüzden ailelerin verdiği mesaj çok önemlidir.
Bir çocuk şunu duyabilmelidir:
“Bu sınav önemli olabilir. Ama sen bu sınavdan çok daha önemlisin.”
Son Günlerde En Çok Neye İhtiyaç Var?
Sınavdan önceki son günlerde ihtiyaç duyulan şey çoğu zaman daha fazla baskı değildir. Yeni bilgiler öğrenmeye çalışmak da her zaman işe yaramayabilir.
Bu dönemde öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu şey güven, sakinlik ve duygusal destektir.
Çünkü kaygı yükseldiğinde performans düşebilir. Buna karşılık öğrenci kendini güvende hissettiğinde zihinsel kaynaklarını daha rahat kullanabilir.
Eğer sınav kaygısı öğrencinin uyku düzenini, günlük yaşamını ya da ders çalışma sürecini belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Bu konuda daha fazla bilgi için Sınav Kaygısı sayfamızı inceleyebilir; çocuk ve ergen ruh sağlığıyla ilgili güvenilir kaynaklar için Türk Psikologlar Derneği paylaşımlarına da göz atabilirsiniz.
Yıllar Sonra Ne Hatırlanır?
Birçok yetişkin geçmişte girdiği sınavların sorularını hatırlamaz. Ancak o dönemde nasıl hissettiğini hatırlar.
Desteklendiğini hatırlar.
Baskı altında kaldığını hatırlar.
Kendisine güvenilip güvenilmediğini hatırlar.
Bu nedenle sınav dönemlerinde yalnızca sonuca odaklanmak yeterli değildir. Sürecin nasıl yaşandığı da önemlidir. Çünkü sonuçlar açıklanır, tercihler yapılır ve hayat devam eder. Fakat bu dönemde bırakılan duygusal izler daha uzun süre kalabilir.
Sonuç: Başarıyı mı, Kaygıyı mı Büyütüyoruz?
Sınav yaklaşırken kendimize şu soruyu sormak önemlidir:
Başarıyı mı büyütüyoruz, yoksa kaygıyı mı?
Bazen bir öğrencinin ihtiyacı yeni bir çalışma programı değildir. Bunun yerine kendisine güvenen bir ses duymaya ihtiyaç duyabilir.
Ve bazen tek bir cümle, uzun süren kaygılardan daha güçlü olabilir:
“Sonuç ne olursa olsun, ben senin yanındayım.”
Sınav dönemleri yalnızca öğrenciler için değil, aileler için de yoğun duyguların yaşandığı zamanlardır. Bir yanda “Sınav Yaklaşırken Asıl Mücadele Sorularla Değil, Kaygıyla Başlar
Sınav dönemleri yaklaştıkça evde konuşulan konular değişmeye başlar. Sofrada, arabada, telefon görüşmelerinde benzer sorular tekrar eder. Zamanla hem öğrencinin hem de ailenin zihnini tek bir konu kaplar: yaklaşan sınav.
Bu süreçte yalnızca öğrenciler değil, aileler de sınavın duygusal yükünü taşır. Öğrenciler sorularla, denemelerle ve zamanla mücadele ederken; anne babalar belirsizlikle, endişeyle ve “Acaba yeterince destek olabiliyor muyum?” sorusuyla baş etmeye çalışır.
Çoğu zaman fark edilmeden evin içine görünmez bir duygu yerleşir: kaygı.
Sınav Stresi Her Zaman Çalışma Eksikliği Anlamına Gelmez
Birçok genç bu dönemde zihninden benzer düşünceler geçirir:
“Ya unutursam?”
“Ya emeklerim boşa giderse?”
“Ya istediğim sonucu alamazsam?”
“Ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?”
Bu düşünceler çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, kaygının yükselmesinden kaynaklanır. Çünkü beyin kendini tehdit altında hissettiğinde öğrenilmiş bilgilere ulaşmakta zorlanabilir. Dikkat dağılır, odak azalır ve kişi bildiği sorularda bile hata yapabilir.
Bu nedenle sınav döneminde yaşanan her zorlanmayı “yeterince çalışmadım” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Bazen sorun bilgi eksikliği değil, zihinsel yükün fazlalığıdır.
Çocuklar Sadece Sınava Değil, Beklentilere de Hazırlanır
Sınav yaklaştıkça birçok aile iyi niyetle daha fazla konuşmaya başlar: netler, denemeler, sıralamalar, hedefler ve gelecek planları…
Ancak bazen bu konuşmaların arasında çok önemli bir soru kaybolur:
“Nasılsın?”
Çünkü çocuklar yalnızca sınava hazırlanmaz; aynı zamanda beklentilere de hazırlanırlar. Bazı gençler için asıl baskı sınav salonunda değil, zihinlerinin içinde yaşanır.
“Ya ailemi mutlu edemezsem?”
“Ya beklentileri karşılayamazsam?”
“Ya başarısız olursam?”
Bu düşünceler zamanla performans kaygısını artırabilir. Bu yüzden sınav dönemlerinde çocuğun yalnızca çalışma düzenine değil, duygusal durumuna da dikkat etmek gerekir.
Kaygıyı Büyüten ve Azaltan Cümleler
Bir öğrencinin sınav döneminde duyduğu cümleler düşündüğümüzden daha fazla etki yaratabilir.
Bazı cümleler baskıyı artırabilir:
“Bu sınav hayatını belirleyecek.”
“Bu kadar çalıştıktan sonra kötü yapamazsın.”
“Artık son şansın.”
Bu cümlelerin amacı motive etmek olsa da çocuk tarafından çoğu zaman tehdit gibi algılanabilir.
Buna karşılık bazı cümleler güven duygusunu güçlendirir:
“Elinden geleni yapman yeterli.”
“Bu süreçte gösterdiğin emek değerli.”
“Sonuç ne olursa olsun sen benim için değerlisin.”
Bu tür mesajlar çocuğun üzerindeki psikolojik yükü azaltabilir. Güven duygusu arttıkça kaygı azalabilir; kaygı azaldıkça da öğrenci bildiklerine daha kolay ulaşabilir.
Başarı ve Değer Aynı Şey Değildir
Sınav dönemlerinde en sık unutulan gerçeklerden biri budur: başarı ve değer aynı şey değildir.
Bir sınav sonucu kişinin belirli bir gündeki performansını gösterebilir. O dönemdeki çalışma düzeni, dikkat seviyesi ya da sınav anındaki ruh hali hakkında fikir verebilir. Ancak bir insanın değerini belirlemez.
Ne kadar zeki olduğunu, ne kadar sevilebilir olduğunu, ne kadar önemli olduğunu göstermez.
Bunu bilmek yetişkinler için kolay görünse de birçok genç bunu gerçekten hissetmekte zorlanabilir. Bu yüzden ailelerin verdiği mesaj çok önemlidir. Çocuk şunu duyabilmelidir:
“Bu sınav önemli olabilir. Ama sen bu sınavdan çok daha önemlisin.”
Sınavdan Önceki Son Günlerde En Çok Neye İhtiyaç Var?
Sınavdan önceki son günlerde ihtiyaç duyulan şey çoğu zaman yeni bilgi, daha fazla test ya da daha fazla baskı değildir.
Bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan şey; güven, sakinlik ve duygusal destektir.
Çünkü kaygı yükseldiğinde performans düşebilir. Ancak kişi kendini güvende hissettiğinde zihinsel kaynaklarını daha rahat kullanabilir. Bu nedenle son günlerde ailelerin sakin kalması, öğrencinin de kendisine yüklenmeden süreci tamamlaması oldukça kıymetlidir.
Yıllar Sonra Hatırlanacak Olan Ne?
Birçok yetişkin geçmişte girdiği büyük sınavların sorularını hatırlamaz. Ama o dönemde nasıl hissettiğini hatırlar.
Kendisine nasıl davranıldığını…
Desteklendiğini mi…
Yoksa sürekli baskı altında mı hissettiğini hatırlar.
Bu nedenle sınav dönemlerinde yalnızca başarıya değil, sürecin nasıl yaşandığına da dikkat etmek gerekir. Çünkü sonuçlar açıklanır, tercihler yapılır, hayat devam eder. Ama bu süreçte bırakılan duygusal izler bazen çok daha uzun süre kalabilir.
Belki de Kendimize Sormamız Gereken Soru Bu
Sınav yaklaşırken biz en çok neyi büyütüyoruz?
Başarıyı mı, yoksa kaygıyı mı?
Bazen bir öğrencinin ihtiyaç duyduğu şey yeni bir çalışma programı değil, kendisine güvenen bir ses duyabilmektir.
Ve bazen tek bir cümle, uzun süren kaygılardan daha güçlü olabilir:
“Sonuç ne olursa olsun, ben senin yanındayım.Sınav Yaklaşırken Asıl Mücadele Sorularla Değil, Kaygıyla Başlar
Sınav dönemleri yaklaştıkça evde konuşulan konular değişmeye başlar. Sofrada, arabada, telefon görüşmelerinde benzer sorular tekrar eder. Zamanla hem öğrencinin hem de ailenin zihnini tek bir konu kaplar: yaklaşan sınav.
Bu süreçte yalnızca öğrenciler değil, aileler de sınavın duygusal yükünü taşır. Öğrenciler sorularla, denemelerle ve zamanla mücadele ederken; anne babalar belirsizlikle, endişeyle ve “Acaba yeterince destek olabiliyor muyum?” sorusuyla baş etmeye çalışır.
Çoğu zaman fark edilmeden evin içine görünmez bir duygu yerleşir: kaygı.
Sınav Stresi Her Zaman Çalışma Eksikliği Anlamına Gelmez
Birçok genç bu dönemde zihninden benzer düşünceler geçirir:
“Ya unutursam?”
“Ya emeklerim boşa giderse?”
“Ya istediğim sonucu alamazsam?”
“Ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?”
Bu düşünceler çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, kaygının yükselmesinden kaynaklanır. Çünkü beyin kendini tehdit altında hissettiğinde öğrenilmiş bilgilere ulaşmakta zorlanabilir. Dikkat dağılır, odak azalır ve kişi bildiği sorularda bile hata yapabilir.
Bu nedenle sınav döneminde yaşanan her zorlanmayı “yeterince çalışmadım” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Bazen sorun bilgi eksikliği değil, zihinsel yükün fazlalığıdır.
Çocuklar Sadece Sınava Değil, Beklentilere de Hazırlanır
Sınav yaklaştıkça birçok aile iyi niyetle daha fazla konuşmaya başlar: netler, denemeler, sıralamalar, hedefler ve gelecek planları…
Ancak bazen bu konuşmaların arasında çok önemli bir soru kaybolur:
“Nasılsın?”
Çünkü çocuklar yalnızca sınava hazırlanmaz; aynı zamanda beklentilere de hazırlanırlar. Bazı gençler için asıl baskı sınav salonunda değil, zihinlerinin içinde yaşanır.
“Ya ailemi mutlu edemezsem?”
“Ya beklentileri karşılayamazsam?”
“Ya başarısız olursam?”
Bu düşünceler zamanla performans kaygısını artırabilir. Bu yüzden sınav dönemlerinde çocuğun yalnızca çalışma düzenine değil, duygusal durumuna da dikkat etmek gerekir.
Kaygıyı Büyüten ve Azaltan Cümleler
Bir öğrencinin sınav döneminde duyduğu cümleler düşündüğümüzden daha fazla etki yaratabilir.
Bazı cümleler baskıyı artırabilir:
“Bu sınav hayatını belirleyecek.”
“Bu kadar çalıştıktan sonra kötü yapamazsın.”
“Artık son şansın.”
Bu cümlelerin amacı motive etmek olsa da çocuk tarafından çoğu zaman tehdit gibi algılanabilir.
Buna karşılık bazı cümleler güven duygusunu güçlendirir:
“Elinden geleni yapman yeterli.”
“Bu süreçte gösterdiğin emek değerli.”
“Sonuç ne olursa olsun sen benim için değerlisin.”
Bu tür mesajlar çocuğun üzerindeki psikolojik yükü azaltabilir. Güven duygusu arttıkça kaygı azalabilir; kaygı azaldıkça da öğrenci bildiklerine daha kolay ulaşabilir.
Başarı ve Değer Aynı Şey Değildir
Sınav dönemlerinde en sık unutulan gerçeklerden biri budur: başarı ve değer aynı şey değildir.
Bir sınav sonucu kişinin belirli bir gündeki performansını gösterebilir. O dönemdeki çalışma düzeni, dikkat seviyesi ya da sınav anındaki ruh hali hakkında fikir verebilir. Ancak bir insanın değerini belirlemez.
Ne kadar zeki olduğunu, ne kadar sevilebilir olduğunu, ne kadar önemli olduğunu göstermez.
Bunu bilmek yetişkinler için kolay görünse de birçok genç bunu gerçekten hissetmekte zorlanabilir. Bu yüzden ailelerin verdiği mesaj çok önemlidir. Çocuk şunu duyabilmelidir:
“Bu sınav önemli olabilir. Ama sen bu sınavdan çok daha önemlisin.”
Sınavdan Önceki Son Günlerde En Çok Neye İhtiyaç Var?
Sınavdan önceki son günlerde ihtiyaç duyulan şey çoğu zaman yeni bilgi, daha fazla test ya da daha fazla baskı değildir.
Bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan şey; güven, sakinlik ve duygusal destektir.
Çünkü kaygı yükseldiğinde performans düşebilir. Ancak kişi kendini güvende hissettiğinde zihinsel kaynaklarını daha rahat kullanabilir. Bu nedenle son günlerde ailelerin sakin kalması, öğrencinin de kendisine yüklenmeden süreci tamamlaması oldukça kıymetlidir.
Sınav kaygısı öğrencinin günlük yaşamını, uyku düzenini ya da ders çalışma sürecini belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Bu konuda daha fazla bilgi için Sınav Kaygısı sayfamızı inceleyebilir; çocuk ve ergen ruh sağlığıyla ilgili güvenilir kaynaklar için Türk Psikologlar Derneği paylaşımlarına da göz atabilirsiniz.
Yıllar Sonra Hatırlanacak Olan Ne?
Birçok yetişkin geçmişte girdiği büyük sınavların sorularını hatırlamaz. Ama o dönemde nasıl hissettiğini hatırlar.
Kendisine nasıl davranıldığını…
Desteklendiğini mi…
Yoksa sürekli baskı altında mı hissettiğini hatırlar.
Bu nedenle sınav dönemlerinde yalnızca başarıya değil, sürecin nasıl yaşandığına da dikkat etmek gerekir. Çünkü sonuçlar açıklanır, tercihler yapılır, hayat devam eder. Ama bu süreçte bırakılan duygusal izler bazen çok daha uzun süre kalabilir.
Belki de Kendimize Sormamız Gereken Soru Bu
Sınav yaklaşırken biz en çok neyi büyütüyoruz?
Başarıyı mı, yoksa kaygıyı mı?
Bazen bir öğrencinin ihtiyaç duyduğu şey yeni bir çalışma programı değil, kendisine güvenen bir ses duyabilmektir.
Ve bazen tek bir cümle, uzun süren kaygılardan daha güçlü olabilir:
“Sonuç ne olursa olsun, ben senin yanındayım.Sınav Yaklaşırken Asıl Mücadele Sorularla Değil, Kaygıyla Başlar
Sınav dönemleri yaklaştıkça evde konuşulan konular değişmeye başlar. Sofrada, arabada, telefon görüşmelerinde benzer sorular tekrar eder. Zamanla hem öğrencinin hem de ailenin zihnini tek bir konu kaplar: yaklaşan sınav.
Bu süreçte yalnızca öğrenciler değil, aileler de sınavın duygusal yükünü taşır. Öğrenciler sorularla, denemelerle ve zamanla mücadele ederken; anne babalar belirsizlikle, endişeyle ve “Acaba yeterince destek olabiliyor muyum?” sorusuyla baş etmeye çalışır.
Çoğu zaman fark edilmeden evin içine görünmez bir duygu yerleşir: kaygı.
Sınav Stresi Her Zaman Çalışma Eksikliği Anlamına Gelmez
Birçok genç bu dönemde zihninden benzer düşünceler geçirir:
“Ya unutursam?”
“Ya emeklerim boşa giderse?”
“Ya istediğim sonucu alamazsam?”
“Ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?”
Bu düşünceler çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, kaygının yükselmesinden kaynaklanır. Çünkü beyin kendini tehdit altında hissettiğinde öğrenilmiş bilgilere ulaşmakta zorlanabilir. Dikkat dağılır, odak azalır ve kişi bildiği sorularda bile hata yapabilir.
Bu nedenle sınav döneminde yaşanan her zorlanmayı “yeterince çalışmadım” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Bazen sorun bilgi eksikliği değil, zihinsel yükün fazlalığıdır.
Çocuklar Sadece Sınava Değil, Beklentilere de Hazırlanır
Sınav yaklaştıkça birçok aile iyi niyetle daha fazla konuşmaya başlar: netler, denemeler, sıralamalar, hedefler ve gelecek planları…
Ancak bazen bu konuşmaların arasında çok önemli bir soru kaybolur:
“Nasılsın?”
Çünkü çocuklar yalnızca sınava hazırlanmaz; aynı zamanda beklentilere de hazırlanırlar. Bazı gençler için asıl baskı sınav salonunda değil, zihinlerinin içinde yaşanır.
“Ya ailemi mutlu edemezsem?”
“Ya beklentileri karşılayamazsam?”
“Ya başarısız olursam?”
Bu düşünceler zamanla performans kaygısını artırabilir. Bu yüzden sınav dönemlerinde çocuğun yalnızca çalışma düzenine değil, duygusal durumuna da dikkat etmek gerekir.
Kaygıyı Büyüten ve Azaltan Cümleler
Bir öğrencinin sınav döneminde duyduğu cümleler düşündüğümüzden daha fazla etki yaratabilir.
Bazı cümleler baskıyı artırabilir:
“Bu sınav hayatını belirleyecek.”
“Bu kadar çalıştıktan sonra kötü yapamazsın.”
“Artık son şansın.”
Bu cümlelerin amacı motive etmek olsa da çocuk tarafından çoğu zaman tehdit gibi algılanabilir.
Buna karşılık bazı cümleler güven duygusunu güçlendirir:
“Elinden geleni yapman yeterli.”
“Bu süreçte gösterdiğin emek değerli.”
“Sonuç ne olursa olsun sen benim için değerlisin.”
Bu tür mesajlar çocuğun üzerindeki psikolojik yükü azaltabilir. Güven duygusu arttıkça kaygı azalabilir; kaygı azaldıkça da öğrenci bildiklerine daha kolay ulaşabilir.
Başarı ve Değer Aynı Şey Değildir
Sınav dönemlerinde en sık unutulan gerçeklerden biri budur: başarı ve değer aynı şey değildir.
Bir sınav sonucu kişinin belirli bir gündeki performansını gösterebilir. O dönemdeki çalışma düzeni, dikkat seviyesi ya da sınav anındaki ruh hali hakkında fikir verebilir. Ancak bir insanın değerini belirlemez.
Ne kadar zeki olduğunu, ne kadar sevilebilir olduğunu, ne kadar önemli olduğunu göstermez.
Bunu bilmek yetişkinler için kolay görünse de birçok genç bunu gerçekten hissetmekte zorlanabilir. Bu yüzden ailelerin verdiği mesaj çok önemlidir. Çocuk şunu duyabilmelidir:
“Bu sınav önemli olabilir. Ama sen bu sınavdan çok daha önemlisin.”
Sınavdan Önceki Son Günlerde En Çok Neye İhtiyaç Var?
Sınavdan önceki son günlerde ihtiyaç duyulan şey çoğu zaman yeni bilgi, daha fazla test ya da daha fazla baskı değildir.
Bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan şey; güven, sakinlik ve duygusal destektir.
Çünkü kaygı yükseldiğinde performans düşebilir. Ancak kişi kendini güvende hissettiğinde zihinsel kaynaklarını daha rahat kullanabilir. Bu nedenle son günlerde ailelerin sakin kalması, öğrencinin de kendisine yüklenmeden süreci tamamlaması oldukça kıymetlidir.
Sınav kaygısı öğrencinin günlük yaşamını, uyku düzenini ya da ders çalışma sürecini belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Bu konuda daha fazla bilgi için Sınav Kaygısı sayfamızı inceleyebilir; çocuk ve ergen ruh sağlığıyla ilgili güvenilir kaynaklar için Türk Psikologlar Derneği paylaşımlarına da göz atabilirsiniz.
Yıllar Sonra Hatırlanacak Olan Ne?
Birçok yetişkin geçmişte girdiği büyük sınavların sorularını hatırlamaz. Ama o dönemde nasıl hissettiğini hatırlar.
Kendisine nasıl davranıldığını…
Desteklendiğini mi…
Yoksa sürekli baskı altında mı hissettiğini hatırlar.
Bu nedenle sınav dönemlerinde yalnızca başarıya değil, sürecin nasıl yaşandığına da dikkat etmek gerekir. Çünkü sonuçlar açıklanır, tercihler yapılır, hayat devam eder. Ama bu süreçte bırakılan duygusal izler bazen çok daha uzun süre kalabilir.
Belki de Kendimize Sormamız Gereken Soru Bu
Sınav yaklaşırken biz en çok neyi büyütüyoruz?
Başarıyı mı, yoksa kaygıyı mı?
Bazen bir öğrencinin ihtiyaç duyduğu şey yeni bir çalışma programı değil, kendisine güvenen bir ses duyabilmektir.
Ve bazen tek bir cümle, uzun süren kaygılardan daha güçlü olabilir:
“Sonuç ne olursa olsun, ben senin yanındayım.”
Bizi Yaralayan İnsanlardan Neden Hâlâ Bir Şey Bekliyoruz?
Size garip bir soru soracağım. Bir yılan sizi ısırsa ne yaparsınız? Muhtemelen hastaneye gidersiniz. Ama çoğumuz duygusal olarak yaralandığımızda başka bir şey yapıyoruz. Yılanın peşinden koşuyoruz. “Niye yaptı?” “Neden böyle davrandı?” “Beni nasıl bu kadar kolay silebildi?” “Neden özür dilemiyor?” “Neden beni anlamıyor?” Fark ettiniz mi? Canımız yanarken bile dikkatimizi yaraya değil, bizi yaralayan kişiye […]
Size garip bir soru soracağım.
Bir yılan sizi ısırsa ne yaparsınız?
Muhtemelen hastaneye gidersiniz.
Ama çoğumuz duygusal olarak yaralandığımızda başka bir şey yapıyoruz.
Yılanın peşinden koşuyoruz.
“Niye yaptı?”
“Neden böyle davrandı?”
“Beni nasıl bu kadar kolay silebildi?”
“Neden özür dilemiyor?”
“Neden beni anlamıyor?”
Fark ettiniz mi?
Canımız yanarken bile dikkatimizi yaraya değil,
bizi yaralayan kişiye veriyoruz.
Sanki o kişi doğru cümleyi kurarsa her şey düzelecekmiş gibi.
Sanki bir açıklama gelirse acı bitecekmiş gibi.
Sanki sonunda haklı olduğumuzu kabul ederse içimiz rahatlayacakmış gibi…
Ama çoğu zaman bunların hiçbiri olmuyor.
Ve işte burada çok yorucu bir döngü başlıyor.
O kişi hayatına devam ediyor.
Biz ise zihnimizde onunla konuşmaya devam ediyoruz.
Sabah.
Akşam.
Duşta.
Arabada.
Yatmadan önce.
Belki aylarca.
Belki yıllarca.
Aslında onu değil…
Cevabı kovalıyoruz.
Çünkü insan zihni belirsizlikten hoşlanmaz.
Kapanmamış hikâyelerden hoşlanmaz.
Yarım kalmış cümlelerden hoşlanmaz.
Bu yüzden yaşadığımız şeyin mantıklı bir açıklaması olsun ister.
Ama bazı insanların verecek açıklaması yoktur.
Bazılarının farkındalığı yoktur.
Bazılarının vicdanı yoktur.
Bazıları da sadece istemez.
Ve bu gerçek çoğu zaman canımızı olayın kendisinden daha fazla yakar.
İyileşme ilginç bir yerde başlıyor.
“Neden yaptı?”
sorusunun cevabını bulduğumuz yerde değil.
O soruyu bırakabildiğimiz yerde.
Çünkü bazen hayatın en zor kabulü şudur:
Bazı yaraların kapanması için özür gerekmez.
Bazı vedaların tamamlanması için açıklama gerekmez.
Bazı insanların bizi anlaması gerekmez.
O yüzden belki de asıl soru şu değildir:
“Neden yaptı?”
Asıl soru şudur:
“Bu yaşananlardan sonra ben kendime nasıl sahip çıkacağım?”
Çünkü yılanın neden ısırdığını anlamaya çalışırken…
Yarayı unutabiliriz.
Ve bazen iyileşmek,
haklı çıkmaktan değil,
kendimize dönmekten geçer.
İletişime Geçin
Randevu almak, süreç hakkında bilgi edinmek veya merak ettiklerinizi sormak için aşağıdaki formu kullanabilir veya doğrudan mail atabilirsiniz.
Konum
İstanbul
Sosyal Medya
YouTube
Çocuğunuzu Fark Etmeden Duygusal Yükünüz Yapıyor Olabilir misiniz?
Temmuz 24, 2026Matematik Başarısının Sırrı Çalışma Kâğıdı Olmayabilir!
Temmuz 10, 2026Yaz Tatilinde Çocuklara Yapılan En Büyük Hata!
Temmuz 1, 2026Karne Günü En Büyük Hata! Çocuğunuza İlk Ne Söylediğiniz Çok Önemli
Haziran 26, 2026Instagram
Instagram gönderileri yüklenemedi (Token eksik).